aynen ifa ve gecikme tazminatı

Paylaşan kullanıcı: serıfecalova
04 Nisan 2012 Çarşamba 14:04:27


davalı ile müvekkil kooperatif arasında 2886 İhale yasasına gör kiralama işlemi yapılıyor.Ancak davalı kurum ,kira konusu 30 adet dükkanı kullanılacak şekilde teslim etmiyor.Tararfımızca teslim edilmediğine ilişkin tespit davası açarak tespit yaptırdık.Bundan sonra kurum kira sözleşmemizi fesh etti.Akabinde sözleşmenin aynen ifası ve gecikme tazminatı BK 106 göre dava açtım.Dava sürecinde davalı kurum davamı kabul etti.Teslim etmedikleri dükkanların bedellerini ödeyeceklerini beyan ettiler.Ancak şimdi sözleşmenin ifası ile gecikme tazminatı istenemeyeceğini söylüyorlar.Burada müvekkil kooperatif üyelerinden kira alarak davalı kuruma kira bedelini ödüyordu.Davalı kurum kiralayan olarak teslim yapmadığı için üyeden  kira bedelini alma sorunu çıktı.Ama aynı anda üyeler hem kooperatifr hem de belirtilen yere gecemedikleri için başka yerlere kira ödemek zorunda kaldılar.Burada davalı vekili gecikme tazminatı talep edilemeyeceğini iddia ediyor.


Görüşler


Görüş Yazan
Değerli Meslektaşım Merhaba,

Aşağıdaki YHGK kararında irdelenmiş olan müspet ve menfi zarar kavramlarından yola çıkılarak sorunuzun yanıtına ulaşılabileceğini düşünüyorum.

Yararlı olması dileklerimle...

T.C.
YARGITAY
HUKUK GENEL KURULU


Esas No.
2004/13-208
Karar No.
2004/211
Tarihi
07.04.2004


İLGİLİ MEVZUAT
818-BORÇLAR KANUNU/108/161/96

Taraflar arasındaki "alacak ve munzam zarar" davasından dolayı yapılan yargılama sonunda; (Ankara Asliye Yirminci Hukuk Mahkemesince

davanın reddine dair verilen 3.4.2002 gün ve 2001/106 E.-2002/238 K. sayılı kararın incelenmesi davacı vekili tarafından istenilmesi üzerine, Yargıtay 13. Hukuk Dairesi'nin 4.2.2002 gün ve 2002/13377-2003/1040 sayılı Hamiyle; (...Davacı, davalının maliki bulunduğu taşınmaz üzerinde kendisi lehine 49 yıllığına irtifak hakkı tesis edildiğini, bu yere turistik tesisler yaptığını ve işletmeye açtığını, daha sonra bu tesisleri üçüncü şahsa kiraya verdiğini, davalının irtifak sözleşmesi hükümlerine dayanarak kendisine karşı irtifak hakkının iptali davası açtığını, açılan davayı davalının kazandığını, hüküm kesinleştiğini, bunun üzerine davalının tüm, tesislere ve içindeki eşyalara el koyduğunu, yaptırdığı tespite göre bunların toplam değerini 540.190.700.000 TL. olduğunu ileri sürerek bu paranın işlemiş faiziyle birlikte 843.751.034.000 TL. olarak tahsilini istemiş birleşen davasında da aynı nedenlerle 300.000.000.000 TL. munzam zararın ödetilmesini talep etmiştir.

Davalı, aynı konuda kesin hüküm bulunduğunu, aralarındaki sözleşme hükümlerince davacının tazminat isteminde bulunamayacağını savunarak davanın reddini dilemiştir.

Mahkemece, davacının aynı taleplerini taraflar arasında görülüp kesinleşen dava dosyasında da ileri sürdüğünü, aralarındaki sözleşmenin 16. maddesi hükmünce davacının tazminat talep etme hakkının olmadığı gerekçe gösterilerek davanın reddine karar verilmiş; hüküm, davacı tarafından temyiz edilmiştir.

1- Dosyadaki yazılara, kararın dayandığı delillerle yasaya uygun gerektirici nedenlere ve özellikle delillerin takdirinde bir isabetsizlik bulunmamasına göre davacının sair temyiz itirazlarının reddi gerekir.

2- Taraflar arasında düzenlenen ve tapuya şerh edilen sözleşmede 23.7.1992 tarihinden itibaren davalıya ait arsa üzerinde 49 yıl süre ile davacı yararına irtifak hakkı tesis edildiği, sözleşmenin 4. maddesinde arsa üzerine davacı tarafından pansiyon yapılacağı, 5. maddeside davacının yapacağı yapı ve tesislerin üçüncü şahıslara kiraya verilemeyeceği, sözleşmenin 16. maddesinde ise bu yerlerin üçüncü şahıslara kiraya verilmesi halinde sözleşmenin önemli ölçüde ihlal edilmiş sayılacağı ve bir tazminat ödenmeksizin tüm yapı ve tesislerin hazineye intikal edeceği hükme bağlanmıştır. Davacı, az yukarıda açıklanan sözleşme hükümlerine aykırı davrandığı ve inşa ettiği tesisleri üçüncü şahsa kiraya verdiği için mahkeme kararı ile davacı yararına kurulan irtifak hakkı iptal edilmiş, bilahare de taşınmaz üzerindeki taşınır ve taşınmaz mallar davalı idareye teslim edilmiştir.

Bu durumda öncelikle davacı irtifak hakkı sahibinin yaptığı tesis bedelini talep edip edemeyeceği hukuki sorunun çözümlenmesi gerekir.

Taraflar arasındaki sözleşmede yapılan tesislerin başkalarına kiraya verilmesi halinde tazminat ödenmeksizin davalıya devredileceği hükme bağlanmıştır. Sözleşmenin bu hükmü karşısında davacı haksız iktisap kurallarına dayanarak yaptığı tesislerin ve içindeki eşyaların bedelini isteyemez. Ancak bu kuralın uygulanması sonunda davalı hazinenin de haksız olarak zenginleşmemesi gerekir.

Gerçekten sözleşme ile davalı hazine 49 yıllık sürenin sonu olan 23.7.2041 tarihinden önce pansiyonun işletilmesi yönünden bir hak talebinde bulunamayacaktır. O halde davalı Hazinenin sözleşmede gösterilen sürenin çok daha önceden sahip olduğu tesislerden davacıdan alacağı irtifak hakkı bedeli dışında yararlanması varsa davacının yaptığı faydalı masrafların, bu yararlanmaya etkisi onun haksız iktisabı olacaktır. Davalı taraf yapılan tesislerin akdin sonunda kendisine kalmasını kabul ettiğine göre bunlardan yararlanma olanağı olmadığını da ileri süremez.

O halde, Mahkemece yapılacak iş; tahliyeden sonra irtifak hakkı tesis edilen taşınmaz üzerindeki tesislerin ne kadar sürede kiraya verileceği ve 23.7.2041 tarihine kadardan sürede davacının ödemesi gereken irtifak hakkı bedelinden fazlaya kiralanıp kiralanamayacağı veya bizzat çalıştırarak ne miktar yarar sağlayacağı bir başka deyişle yapılan tesislerin kiralamaya veya yararlanmaya etkisi bilirkişi aracılığı ile belirlenip, sonucuna göre hüküm kurmaktan ibarettir.

Mahkemece, bu yönler gözetilmeden davanın reddine karar verilmesi, usul ve yasaya aykırıdır...) gerekçesiyle bozularak dosya yerine geri çevrilmekle, yeniden yapılan yargılama sonunda; mahkemece önceki kararda direnilmiştir.

Temyiz Eden : Davacı vekili

Hukuk Genel Kurulunca incelenerek direnme kararının süresinde temyiz edildiği anlaşıldıktan ve direnme kararının verildiği tarih itibariyle HUMK.nun 2494 sayılı Yasa ile değişik 438/II. Fıkrası hükmü gereğince duruşma isteğinin reddine karar verilip dosyadaki kağıtlar okunduktan sonra gereği görüşüldü:

Dava, irtifak hakkının normal süresinden önce sözleşmeye aykırılıktan dolayı iptal edilmesi nedeniyle uğranılan zararın tazmini amacıyla açılan alacak davasından ibarettir.

Davacı, davalı Maliye Hazinesinin maliki olduğu orman niteliğindeki taşınmaz üzerinde kendisi lehine 49 yıl süreli irtifak hakkı kurulduğunu, bu yere turistik tesisler yapıldığını ve işletmeye açtıklarını, daha sonra da bu tesisleri bir üçüncü şahsa kiraya verdiğini, davalı Maliye Hazinesinin irtifak hakkı sözleşmesine aykırılık iddiasıyla kendilerine karşı irtifak hakkının iptali davası açtığını, bu dava sonunda irtifak hakkının iptal edildiğini, bunun üzerine davalının kendileri tarafından yapılan tüm tesis ve içindeki eşyalara bedelsiz olarak el koyduğunu, iyi niyetli olmaları nedeniyle, Hazinenin kendilerine yapı mülkiyetine konu taşınır malların dava tarihindeki objektif rayiç değerleri ile bu tesislerin taşınmazda yarattığı değer artışı ve sağladığı yararın toplamından oluşan alacaklarını, tüm yardımcı hakları ile birlikte ödemekle yükümlü olduğunu, yaptırılan tespitte tesis ve içindeki eşyaların toplam değerinin 540.190.700.000 TL. olduğunun saptandığını, ileri sürerek, işlemiş faizi ile birlikte toplam 843.751.034.000 TL.nin reeskont faizi ile birlikte davalıdan tahsilini istemiştir.

Davacı açtığı ek davada ise; asıl dava sırasında saklı tuttuğu hakka dayanarak 1.000.000.000 TL. ek müspet zarar ve 300.000.000 TL. ek yapı ve tesis bedelinin davalıdan tahsilini istemiştir.

Davalı Maliye Hazinesi, aynı konuda kesin hüküm bulunduğunu, aralarındaki irtifak hakkı tesisine ilişkin sözleşme uyarınca davalının hiçbir tazminat isteme hakkının bulunmadığını savunarak davanın reddini istemiştir.

Mahkemenin, aynı taraflar arasında görülüp kesinleşen Kemer Asliye Hukuk Mahkemesinin 1997/204 E. ve 1998/498 K. sayılı kararla TMK.nun 751/f ve g maddelerinin emredici hüküm olmadığı, irtifak hakkı sözleşmesinin 16. maddesinin BK.nun 19. ve 20. maddesine aykırı olmadığının kesinleştiği ve bu hususun davalı Maliye Hazinesi yönünden usuli kazanılmış hak oluşturduğu, sözleşmenin 16. maddesi hükmüne göre, davacı şirkete yapı mülkiyetine konu tesisler ve bunların eklentileri ile taşınır malların objektif rayiç değer ile bu tesislerin taşınmazda oluşturduğu değer artışı ve sağladığı ileri sürülen yarar nedeniyle, davalı Maliye Hazinesinin bir ödeme ve tazmin yükümlülüğünün bulunmadığı gerekçesiyle, davanın reddine ilişkin olarak kurduğu hüküm, özel dairece yukarıda açıklanan nedenlerle bozulmuş, mahkeme önceki hükümde direnmiştir.

Uyuşmazlık; mevcut sözleşmeye rağmen davacı irtifak hakkı sahibinin, irtifak hakkı sözleşmesinin iptali nedeniyle uğradığı olumlu (müspet) ve olumsuz (menfi) zararlarını isteyebilip isteyemeyeceği noktasında toplanmaktadır.

Burada yeri gelmişken olumlu zarar ve olumsuz zarar kavramları üzerinde durmakta yarar vardır.

Somut olayda; yanlar arasında düzenlenen sözleşmenin 5. maddesinde; irtifak hakkı konusu taşınmazın kısmen de olsa Maliye Bakanlığı ve Turizm Bakanlığının izni olmaksızın başkasına kiraya verilemeyeceği, 16. maddesinde ise; bu taahhüt senedinin içerisinde 5. maddenin de yer aldığı bir kısım maddelerin yerine getirilmemesinin sözleşmenin önemli ölçüde ihlali sayılacağı ve Hazinece bir tazminat ödenmeksizin tüm yapı ve tesislerin sağlam ve işler durumda Hazineye intikal edeceği açıklanmıştır.

Bu sözleşme hükmü gerekli biçim koşullarına uygun olarak yapıldığından geçerlidir.

Açıkça görüleceği üzere; irtifak hakkı sözleşmenin 5. maddesinde bir yasaklayıcı hüküm konulmuş, 16. maddesinde ise, bu yasaklayıcı kısıtlayıcı hükme uymamanın yaptırımı açıklanmıştır. Bu durumda davacı irtifak hakkı sahibinin Maliye Bakanlığından izin almaksızın tesisi üçüncü bir kişiye kiraya vermesi, değinilen sözleşme hükmüne açıkça aykırılık oluşturur. Davacı, bu sözleşme hükmünün hukuka ve ahlâka aykırı olduğunu, ayrıca sözleşmenin bedelsiz olarak feshinin ekonomik bakımdan yok olmasına sebep olacağını ileri sürerek aleyhindeki bu hükümlerin geçersiz olduğunu ileri sürmüştür. Sözleşme de yer alan söz konusu yasaklayıcı hükümler ceza koşulu olarak kabul edilse bile; bu husus aşağıda yazılan ilkeleri değiştirmeyecektir. Davacı tacirdir. TTK. 24. maddesinin, BK.nun 161. maddesinin son fıkrasına yaptığı yollamadan da anlaşılacağı gibi kanun koyucu, fahiş olsa dahi cezai şartın indirelemiyeceği esasını kabul etmiştir. YHGK.nun 20.3.1974 gün E.1970/T. 1053 K. 1974/222 sayılı kararında geniş şekilde açıklandığı gibi, tacirler arasında cezai şartın fahiş olması nedeniyle indirim yapılamaması, ancak bu cezai şartın ahlâk ve adaba, emredici hükümlerin koyduğu kural­lara aykırı olması halinde cezai şartın geçerli olmayacağı kabul edilmiştir. Ne var ki, cezai şartın ahlâk ve adaba, emredici kurallara aykırı olduğu davacı tarafından Kemer Asliye Hukuk Mahkemesinde açılan E. 1997/204, K. 1998/498 sayılı sözleşmenin iptali davasında ileri sürülmüş olup, bu konular gerek yerel mahkemece, gerekse Yargıtay 1. Hukuk Dairesinin 25.10.1999 gün, E.1999/10472, K.1999/10474 sayılı ilamı ile "yanların hür iradeleri ile kurulan ve değinilen kısıtlayıcı hükümleri içeren aktin hukuka, ahlâk ve adaba aykırı olduğunun söylenemeyeceği" belirtilerek, sözleşmenin 5. ve 16. maddelerinin ahlâk ve adaba, emredici hukuk kurallarının aykırı olmadığı belirlendiğinden, tarafları aynı olan bu davada sözleşmenin anılan maddelerinin geçersiz olup olmadığı hususu tartışma konusu yapılamayacaktır.

Öte yandan; Borçlar Yasasının 96. maddesine göre alacaklının, borçludan borcun hiç veya gereği gibi ifa edilmemesi nedeniyle tazminat isteyebilmesi için alacaklının bu yüzden bir zarara uğramış olması gerekir. Sözleşmeden kaynaklanan zarar olumlu (müspet) zarar olacağı gibi, olumsuz (menfi) zarar da olabilir.

Olumlu (müspet) zarar; borçlu edimi (edayı) gereği gibi ve süresinde yerine getirseydi alacaklının malvarlığı ne durumda olacak idiyse, bu durumla eylemli durum arasındaki fark olumlu (müspet) zarardır. Diğer bir anlatımla olumlu zarar, sözleşmenin hiç veya gereği gibi yerine getirilmemesinden doğan zarardır. Kuşkusuz kâr mahrumiyetini de içine alır.

Borcun yerine getirilmesinin kusurla olanaksız hale gelmesinde, direnime (temerrüde) düşen borçludan, gecikmiş ifa ile birlikte gecikme dolayısıyla tazminat istenmesinde yahut borçlunun temerrüdü halinde ifaden vazgeçilip, ifa yerine tazminat istenmesinde ve sözleşmenin olumlu biçimde çiğnenmesinde (ihlalinde), olumlu zararın giderimi söz konusu olur. (Prof. Dr. H. Tandoğan Türk Mesuliyet Hukuku 1961 s. 426 vd.). Davacı, sözleşmenin 5. ve 16. maddesindeki açık hükme rağmen irtifak hakkı konusu taşınmazı üçüncü kişiye kiraya vermesi dolayısıyla, Maliye Bakanlığınca irtifak hakkının iptalinin istenmesine ve sonuçta iptaline kendi kusuru ile neden olduğundan, olumlu zararını isteyemez.

Olumsuz (Menfi) zarar ise, uyulacağına ve yerine getirileceğine inanılan bir sözleşmenin hüküm ifade etmemesi ve yerine getirilmemesi yüzünden güvenin boşa çıkması dolayısıyla uğranılan zarardır. Diğer bir söyleyişle sözleşme yapılmasaydı uğranılmayacak olan zarardır. Olumsuz zarar borçlunun sözleşmeye aykırı davranması yüzünden sözleşmenin geçersiz hale gelmesi durumunda ortaya çıkar (H. Tandoğan a.g.e.s. 427). Bu husus Borçlar Yasasının 108. maddesindeki düzenlemeden kaynaklanmıştır. Burada alacaklının sözleşmenin hükümsüzlüğünden kaynaklanan zararın giderimi söz konusudur. Çünkü sözleşme fesih edilerek geçersiz olduktan sonra, artık sözleşmeye dayanılarak borcun yerine getirilmemesinden kaynaklanan zarardan söz edilemez.

Genellikle şu hususların olumsuz zarar kavramına gireceği kabul edilmektedir.

- Sözleşmenin yapılmasına ilişkin giderler; Harçlar, posta giderleri, noter ücreti gibi,

- Sözleşmenin yerine getirilmesi ve karşılık edimin kabulü için yapılan giderler,

- Sözleşmenin yerine getirilmemesi dolayısıyla uğranılan zarar; gönderilen şeyin yolda kaybolması gibi, .

- Sözleşmenin geçerliğine inanılarak başka bir sözleşme yapma fırsatının kaçırılması dolayısıyla uğranılan zarar; örneğin o zaman başkasından 1.000.000 TL.'ye alınabilecekken, şimdi, 1.200.000 TL.'ye alınabilmesi,

- Başka bir sözleşmenin yerine getirilmemesi dolayısıyla uğranılan zarar ve,

- Dava masrafları

Bu genel açıklamaların ışığında somut olaya baktığımızda taraflar arasında tapu sicil memurluğunda resmi senet şeklinde düzenlenen 27.5.1993 tarihli sözleşme ile, davaya konu orman niteliğindeki taşınmazda 49 yıl süreli irtifak hakkı tesis edildiği, bu süre içinde davacının buraya sözleşmede öngörülen sürede ve nitelikte bir turistik tesis yapması ve irtifak hakkı süresinin bitiminde tesisin işler durumda Maliye Bakanlığına intikal etmesinin kararlaştırıldığı ayrıca, davacı tarafından yapılan tesislerin Maliye Bakanlığı ve Turizm Bakanlığından izin alınmaksızın başkasına kiraya verilmesi halinde, tazminat ödenmeksizin davalı Hazineye devredileceğinin bir sözleşme hükmü olarak hükme bağlandığı, davacının ise, Maliye Bakanlığından izin almaksızın 1.8.1996 tarihinde irtifak hakkının konusu olan tesisi, dava dışındaki T.......Otelcilik Ltd. Şti.'ne 1.8.1996 tarihinden itibaren 6 aylığına kiraya verdiği hususları tartışmasızdır.

Davacı şirketin, dava konusu tesisi sözleşmede öngörülen 49 yıllık süreden önce bedelsiz olarak davalı Maliye Hazinesi'ne devretmesi nedeniyle, uğradığı olumlu ve olumsuz zararlarını istediği anlaşılmaktadır. Ancak sözleşmedeki açık hükme (irtifak hakkı sözleşmesinin 5. ve 16. maddeleri) aykırı davranan davacının sözleşmenin feshine kendi kusuru ile neden olduğundan, olumlu zararını isteyemeyeceği yukarıda açıklanmıştı.

Davacının olumsuz zararını isteyebilmesi için, sözleşmenin feshedilmesinde bir kusurunun olmaması gerekir. Davacı irtifak hakkının iptal edilmesinde kendisine hiçbir kusurun yüklenemeyeceğini kanıtlayamadığı, bilakis sözleşmenin davacının kusurlu davranışı sonucu iptal edildiği anlaşıldığından, olumsuz zararını da isteyemez.

Hal böyle olunca, yanların karşılıklı iddia ve savunmalarına, dosyadaki tutanak ve belgelere yukarıda açıklanan gerektirici nedenlere göre, usul ve yasaya uygun direnme kararının onanması gerekir.

Sonuç: Davacı vekilinin temyiz itirazlarının reddi ile, direnme kararının yukarıda açıklanan nedenlerle (ONANMASINA), gerekli temyiz ilam harcı peşin alınmış olduğundan başkaca harç alınmasına mahal olmadığına, 7.4.2004 gününde oyçokluğu ile karar verildi.
mustafakırmızı

05 Nisan 2012 Perşembe
09:36:42
merhabalar,mustafa bey!emsal gösterdiğiniz kararda davacı sözleşmenin fesih edilmesini bizzat kendisi neden olmuştur.Bu nedenle olumlu zararı ve olumsuz zararı talep edilemeyeceğine karar verilmiştir.Benim olayımda davalı,kiralayan olarak teslim yükümlülüğünü yerine getirmemeiştir.Mahkemeye sunulan davayı kabul beyanında da teslim etmediklerini ve bunun için talep edilen ücretleri ödemeyi de kabul etmişlerdir.Benim olayımda kooperatif ,teslim alamadığı yer için başka yerden dükkan bulmuş ve üyeleri için oraya kira ödemiştir.Aynı zamanda davalı kuruma kira akdi gereği teslim alamadığı halde bir kaç ay düzenli tam kira bedelini daha sonra da kısmı ödeme yapmışlardır.BK 106 3 tane hak veriyor.Aynen ifa ve gecikme tazminatı;burada gecikme tazminatının içeriğine ne giriyor serıfecalova

05 Nisan 2012 Perşembe
18:23:47
Görüşünüz :
   


Yargı Dünyası
http://www.yargidunyasi.com.tr/
Copyright © Bu programın Türkiye'deki yayın hakları Yargın Hukuk Yayınları – Aslan ÇEVİK'e aittir. Her hakkı saklıdır. Hiçbir bölümü ve paragrafı kısmen veya tamamen ya da özet halinde çoğaltılamaz. dağıtılamaz. Normal ve yasal alıntılarda kaynak gösterilmesi zorunludur.