İHTİYATİ TEDBİRİN KALDIRILMASI

Paylaşan kullanıcı: musailhan
24 Aralık 2011 Cumartesi 15:11:28


Alacak istemiyle açılan davada davalı müvekkilin aracı üzerine ihtiyati tedbir şerhi konulmuş. Davanın kabulüne karar verilmiş, ancak ihtiyati tedbirin devamını karar verilmiş. Mahkemece alacak isteminin kabulüne yönelik karar verileli ( 07.12.2001 ) 10 yıldan fazla zaman geçmiş.  Davacı alacaklı ilamı tebliğe çakırmadığı gibi, icra takip konusu dahi yapmamıştır. Dolayısıyla araç üzerindeki ihtiyati tedbir kesin haciz haline dönüşememiştir. Kesin haciz haline dönüştürülse belki İİK 33/a maddesinö göre İcra Hukuk Mahkemesinde dava açılıp takibin durdurulmasına ve hacizlerin kaldırılmasına yönelik karar alınabilir.


11.04.1940 tarihli ve 1939/15 Esas, 1940/70 karar sayılı Yargıtay İçtihadı Birleştirme Genel Kurulu kararında hükümden sonra yeni zamanaşımı müddeti 10 yıl olduğunu belirtmiş. Aynı yöndeki YHGK 1987/805 Esas, 1988/445 Karar sayılı ve 01.06.1988 tarihli karanıda ilam tebliğ edilmemiş olsa dahi hükümden itibaren 10 yıl geçmiş ise borcun ve dolayısıyla ilamın zamanaşımına uğrnayacağı belirtilmiştir. 


 


Sorun şu ki; ilgili mahkemesinden 1086 sayılı HUMK'un 112 maddesine göre kararın verilmesiyle ihtiyati tedbirin düşmesi gerektiğinden kaldırılması talep edilmiştir. İlgili mahkeme ek kararında , asıl kararda tedbirin devamı yönünde  hüküm kurulduğu ve 6100 sayılı HMK'nın 397. maddesi  " İhtiyati tedbir kararının etkisi, aksi belirtilmediği takdirde, nihai kararın kesinleşmesine kadar devam eder."  hükmünü gereççe göstererek talebimiz reddedilmiştir.


 


Şu durumda ihtiyati tedbirin kaldırılması için ne yapabiliriz?


Tebliğe davalı tarafından çıkarıp aleyhe kararı temyiz edip, kesinleşmesini mi bekleyelim?


Dava değerini yatırıp ihtiyati tedbirin kaldırılmasını mı isteyelim?


Yoksa alacağın ve karar altına alınan ilamın zamanaşımını uğradığı yönünde talepte mi bulunalım?


 Zamanaşımı yönünde talepte bulunmamız halinde yasal dayanağımız ne olabilir?


İlgili yargıtay kararı ve makale bulunması halinde yardımlarınızı rica ediydrum.


 


Saygılarımla, Av.Zafer İLHAN Dörtyol/HATAY



Görüşler


Görüş Yazan
İlamın tefhimi tarihinden itibaren on yıl içinde tebliğ edilmemesi konusundaki görüşler ve uygulama

“İlamın (hükmün) verilmesi (tefhimi) tarihinden itibaren on yıl içinde borçluya (karşı tarafa) tebliğ edilmezse, ilam zamanaşımına uğrar (İİK m.39/I; BK m.135/II) . İlam, hükmün verilemsi (tefhimi) tarihinden itibaren on yıldan fazla bir zaman geçtikten (ilam zamanaşımına uğradıktan sonra borçluya tebliğ edilirse, borçlu, süresi içinde temyiz yoluna başvurarak, hükmün, yalnız ilamın zamanaşımına uğramış olması nedeniyle bozulmasını sağlayabilir.” (Baki Kuru, İcra ve İflas Hukuku El Kitabı, İkinci Tıpkıbasım, Türkmen Kitabevi, İstanbul , 2006, s.778)

“...İcra ve İflas Yasası'nın 39/1. ve Borçlar Yasası'nın 135/2. maddelerine göre ilamlar kararın verildiği günden itibaren 10 yıl geçmekle zamanaşımına uğrar...” (4.HD, 30.03.2011 T, 2011/3515-3398)

“...Borçlar Kanununun 135/2. maddesi, borcun bir hüküm ile tesbit edilmesi halinde on yıllık zamanaşımının uygulanacağını; İcra ve İflas Kanunun 39/1. maddesi de ilama dayanan takibin, son işlem üzerinden on yıl geçmekle zamanaşımına uğrayacağını öngörmüştür.
Hükmün tefhiminden itibaren on yıl geçtiği halde ilamın taraflara tebliğ edilmemiş bulunması halinde buradaki zamanaşımının konusunda ise 11.4.1940 gün ve 15/70 sayılı İçtihadı Birleştirme Kararı çıkarılmıştır. Bu İçtihadı Birleştirme Kararına göre; az önce belirtilen mürruzaman, dava müruruzamanı olup, mahiyeti itibariyle işten el çekmiş bulunduğundan yerel mahkemede değil Yargıtay'da temyiz sebebi olarak ileri sürülebilecektir. Yargıtay bu temyiz sebebini yerinde görürse yani hüküm ile tebliğ günü arasında on yıl geçmişse kararı esasa girmeden sadece bu yönden bozacaktır...”(YHGK, 01.06.1988 T, 1987/805-1988/445)

“...Temyiz Mahkemesi hüküm ile tebliğ arasında on sene veya daha ziyade bir müddet geçmiş olduğunu öğrenmişken ilamı tasdik yahut esasa müteallik noktalardan nakzedemez. Onun için temyiz dairesi hükümden sonra müruruzaman vaki olduğu yolundaki iddiayı hüküm ile tebliğ tarihlerine göre varit görürse ilamın esası hakkında tetkikata girişmeyip şayet diğer taraftan müruruzamanı kat eden tediye ve saire gibi tahkika muhtaç sebepler ileriye sürülürse bunlar mahkemece tahkik ve tetkik olunmak üzere ilamı bozması lazımdır...(YİBK, 11.4.1940 T, 1939/15-1940/70)

Yukarıya alınan bilimsel görüşler ve Yüksek Mahkeme kararlarından hareketle konuyla ilgili olarak oluşan kişisel görüşümüz:
İlamın zamanaşımına uğradığı bu nedenle ihityati tedbirin kaldırılması gerektiği gibi bir gerekçeyle yukarıdaki görüş ve kararlardan yararlanılarak yerel mahkemeye bir müracaat yapılabilir ancak mahkeme önceki gerekçesiyle talebi reddebilir.
Konuyla ilgili yapılabilecek başka şeyler,
1.En kısa yol alacaklı ile görüşerek ihtiyati tedbirin kaldırılması talebiyle mahkemeye müracaatının sağlanması ,
2.Mahkeme kararının tebliğinin sağlanması ve temyiz edilmesi,
Temyiz üzerine (yukarıya alıntı yapılan ve aşağıda metni bulunan YİBK belirlendiği gibi) Yargıtay, Kararı onaylayamayacak veya esastan bozamayacak. Sözkonusu YİBK’da kararın yerel mahkemece müruruzamanı kat eden tediye ve saire gibi tahkika muhtaç sebepler ileriye sürülürse bunlar mahkemece tahkik ve tetkik olunmak üzere ilamı bozması lazımdır denilmektedir. Soruyu yönelten meslektaşımızın olayında da kararın temyizi üzerine Yargıtay onama ya da esastan bozma yapamayacak temyiz dilekçesinde özellikle belirtilmiş olan ihtiyati tedbirin akıbeti konusunda inceleme yapılmak üzere yerel mahkeme kararı bozulacaktır. Bu şekildeki bir bozma kararında Yüksek Mahkeme’nin ihtiyati tedbirin akıbeti konusunda yerel mahkemece yapılması gereken işlemle ilgili görüş belirtmesi de mümkündür, hatta temyiz dilekçesinde bu konuda talepte bulunulmasının da gerektiğini ve yararlı olacağını düşünüyorum.
Kararın izaha çalışılan şekilde bozularak yerel mahkemeye intikalinden sonra da yerel mahkemeden kararın zamanaşımına uğradığı bu nedenle ihtiyati tedbirin kaldırılmasına karar verilmesi şeklinde talepte bulunularak ihtiyati tedbirin kaldırılmasının sağlanabileceğini düşünüyorum.
Meslektaşımın belirttiği diğer yollarla da tedbirin kaldırılması mümkün tabi ki.( Dava değerini yatırıp ihtiyati tedbirin kaldırılmasının istenmesi gibi)
Yararlı olması dileklerimle...


ALINTI YAPILAN KARAR METİNLERİ
T.C. YARGITAY 4. HUKUK DAİRESİ
Esas No:2011/3515
Karar No: 2011/3398
Tarihi:30.03.2011
Davacı vekili tarafından, davalı Şemdinli Maliye Hazinesi ve diğeri aleyhine 22/11/2010 gününde verilen dilekçe ile maddi tazminat istenmesi üzerine mahkemece yapılan yargılama sonunda; davanın zamanaşımı nedeni ile reddine dair verilen 06/01/2011 günlü kararın Yargıtay'ca incelenmesi davacı vekili tarafından süresi içinde istenilmekle temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra tetkik hakimi tarafından hazırlanan rapor ile dosya içerisindeki kağıtlar incelenerek gereği görüşüldü:
KARAR : Davacı, 150 adet küçükbaş hayvanına kaçakçılık suçu nedeniyle el konarak yediemine teslim edildiğini, ceza mahkemesinde delil yetersizliğinden beraat ettiğini ve hayvanların kendisine geri verilmesine karar verildiğini, bu karar tebliğ edilmediği gibi hayvanların da geri verilmediğini belirterek, hayvanlara el konulduğu tarihten itibaren senelik doğurma, çoğalma, yün ve süt gibi beklenen kar oranları hesaplanarak, yasal faizi ile birlikte ödetilmesini istemiştir.
Davalılar ise, davanın zamanaşımına uğradığını belirterek istemin reddedilmesi gerektiğini savunmuşlardır.
Yerel mahkemece, davacının küçükbaş hayvanlarına el konulduğu 08.05.2000 gününden itibaren 10 yıllık zamanaşımı süresinin geçtiği gerekçesiyle, istemin zamanaşımı nedeniyle reddine karar verilmiştir.
Dosya içeriğinden, kaçakçılık suçu nedeni ile yargılanan davacının küçükbaş hayvanlarına da el konulduğu; yapılan ceza yargılaması sonunda delil yetersizliği nedeniyle davacının beraetine ve 150 adet küçükbaş hayvanın kendisine geri verilmesine ilişkin Hakkari Ağır Ceza Mahkemesi'nin 05.06.2001 gün ve 2001/56-88 sayılı kararının, Yargıtay 7. Ceza Dairesi'nin 23.09.2002 günlü kararı ile onanarak kesinleşip "ilam" niteliğini kazandığı anlaşılmaktadır.
İcra ve İflas Yasası'nın 39/1. ve Borçlar Yasası'nın 135/2. maddelerine göre ilamlar kararın verildiği günden itibaren 10 yıl geçmekle zamanaşımına uğrar. 150 adet küçükbaş hayvanın davacıya geri verilmesine ilişkin "ilam" niteliği kazanan karar 05.06.2001 gününde verildiğine göre, dava tarihi 28.01.2009 günü 10 yıllık "ilam" zamanaşımı henüz geçmemiştir. Davacının, asıl alacağa bağlı olarak istediği fer'i alacaklar da asıl alacağın bağlı olduğu zamanaşımı süresi içinde istenebilir.
Yerel mahkemece açıklanan yönler gözetilerek, işin esası incelenip varılacak sonuca göre bir karar verilmesi gerekirken, yerinde olmayan gerekçeyle davanın zamanaşımı nedeni ile reddine karar verilmiş olması usul ve yasaya uygun düşmediğinden kararın bozulması gerekmiştir.
SONUÇ : Temyiz olunan kararın yukarıda gösterilen nedenlerle BOZULMASINA ve peşin alınan harcın istek halinde geri verilmesine, 30.03.2011 gününde oybirliğiyle karar verildi.

T.C. YARGITAY İÇTİHADI BİRLEŞTİRME KARARI
Esas No:1939/15
Karar No:1940/70
Tarihi:11.04.1940
DAVA VE KARAR : Hüküm tarihi ile tebliğ veya tebellüğ tarihi arasında on sene geçtiği halde bunun temyiz tetkikatına mani olamayacağı evvelce kabul edilerek karar verilmekte iken bu kere mümasil bir hadisenin tetkiki sırasında evvelki içtihada mübayin bir ekseriyet husule geldiğinden işbu mübayin içtihatların tevhidi Temyiz Birinci Hukuk dairesi Reisliğinden 20.3.1939 tarih ve 179 sayılı müzekkere ile istenilmesine mebni 11.4.1940 tarihine müsadif perşembe günü toplanan Heyeti Umumiyeye kırk üç zatın iştirak ettiği görüldükten ve müzakere nisabı tahakkuk ettikten ve hadise bir kerre de Birinci Reis İhsan Ezgü tarafından izah edildikten sonra söz alan:
Ali Himmet; Müddetinde temyiz edilmiş ise tetkikat icrası lazımdır. Temyizde böyle bir tetkikat yapılamaz.
Şefkati; Bendenizce de bu işi Temyiz Mahkemesi yapamaz.
Fevzi; Vesile odu, bizim dairede emsali işler vardır. Ekseriyetle tetkikatı temyiziye icra edilir. Temyiz hükümden sonra dermeyan edilen iddia ile mukayyet değildir, dedik. Hüküm verilmiş, tebliğ tarihine kadar on sene geçmiş, buradaki hüküm müruruzamanıdır. İcraya gitmiş, icrada on sene geçmiş ise bu başkadır.
Vehbi; Her halde bu işi istisnai olarak bir nakız sebebi yapmak icap ediyor, gibi geliyor. Çünkü hüküm tasdik edildiği takdirde kabiliyeti infaziyesi kalmamıştır. Böyle bir iş hakkında temyiz tetkikatı yapılamaz. Nakz edilebilmek için esas tetkik olunmalıdır, Halbuki hükümden sonra tebliğ tarihine kadar geçen müddetin baliğ olduğu müruruzaman haddine istinat edilerek temyizen dermeyan edilen itiraz gözönüne alınırsa böyledir.
Şemseddin; Temyizde tetkik edilmesi lazımdır. Tetkik edip kararı verirsek temyiz ilamı icraya vazedilir teşevvüşatı mucip olur.
Hulusi; Müruruzaman def'an dermeyan olunursa nazara alınır. Şu halde katileşmemiş bir ilam hakkında dava müruruzamanı cereyan eder. Tebliğ muaraza değildir ki meni muaraza davası açılabilsin. Temyiz de bir davadır. Müruruzamanın mevcudiyeti tetkikatı selbeder. Bu tebliğin müruruzamandan sonra vukuu iddia edilir. Ne tetkik edebilir, ne de nakzedebilir. Gayrimenkul işleri tebliğ ile kat olunur. Temyiz Mahkemesini men eden bir şey yoktur. Derdimizi biz halledeceğiz. Müruruzamanı ve esbabı kat'iyesini tetkip edip karar verecektir.
Gayrimenkule ve menkule müteallik hükümleri tetkik etmek icap edermi? Bunda bir hususiyet vardır.
Hüküm tarihi ile tebliğ tarihi arasında müruruzaman varsa bu da dermeyan edilmiş ise tetkik etmeyecekmiyiz?
Hulusi; Temyiz Mahkemesine bir iş gelse taraflardan biri de Temyiz Mahkemesi bu işi tetkike salahiyetli değildir, derse Temyiz Mahkemesi tetki edemezmi? Tetkike mezun bulunduğu müruruzaman hakkında tetkikatını yapması lazım geldiği kanaatındayım. Müruruzamana uğramış bir iş ise temyizin böyle bir işle iştigali abes olur.
Böyle bir işi ne nakız ve ne tasdik ederiz.
Fevzi; Hüküm verildikten sonra diğer tarafa tebliğ edilmemiş, aradan on sene geçtikten sonra diğer tarafa tebliğ ettiriyoruz ve temyiz ediliyor ve bakıyoruz hakikaten on sene geçmiştir. Arkadaşlar diyorlarki tetkikat yapmayalım. Esasa müteallik itirazlarla beraber müruruzaman da dermeyan edilmiştir. Niçin bu hükmü tetkik etmeyeceğiz? Tetkikat yapmam, diyemeyiz, çünkü mevzuatımızda böyle bir şey yoktur. Müruruzaman iddiasına karşı diğer taraf yoktur. Veyahut geldi, dediki hükümden sonra borçlu bana muayyen zamanlarda tediyatta bulundu, derse ne yaparız? Bu müruruzaman ne gbi bir müruruzamandır? Bendenizce bu hüküm müruruzamanıdır. Biz böyle bir çere de bulduk. Tarafların asliye mahkemesindeki müdafaalariyle mukayyettir. Hükümden sonra böyle bir kayıt altında değildir. Bu hadiselerde asliyede dermeyan edilmeyen bir iştir. Nasıl tetkik ederiz? Mucibi nakız bir şey varsa nakız, hiç mucibi nakız bir şey yoksa tasdik ederiz. İcraya da kor. Diğer taraf icra tetkik merciine müracaatla bu müruruzamanı dermeyan edebilir. Yoksa bunun temyizen tetkikine imkan yoktur.
Fuat Hulusi; Bu dava müruruzamanıdır. Nakız vukuundan sonra asliye mahkemesi bu işi tetkik edemez. Çünkü Temiyze gelmek suretiyle bir merhale geçirilmiştir.
Şemseddin; Temyiz tetkikatı sırasında hükümden sonra hasıl olmuş bir hakikat vardır. Temyiz hakkını istimal eden bir şahsın bizim huzurumuza getirdiği bu işi tetkik etmeyiz, diyemeyiz. Usulü muhakemede temyize arzedilmiş bir evrakta sania vücuda getirilir ve hükme müessir bulunursa tashihi kararı mucip olur diyor. Böyle olunca Temyiz Mahkemesi ayni zamanda tahkik mahkemesidir. Hali sabıka irca usulü de bunu teyit eder. Temyiz Mahkemesi derki bu tetkik ve tetebbua muhtaç bir iştir. Diğer itirazlar varit değilse de müruruzaman hakkında tahkikat ve tetkikatta bulunmak üzere sırf bu cihetten bozarak mahkemeye gönderir.
İbrahim Etem; Zannediyorum biz buna mümasil bir işi ceza işlerinde Af Kanunu münasebetiyle hal etmiştik. Biz cezada müruruzaman hakkında düşme kararın da malum maddemizle veririz. Huukta da Fevzi Beyin beyan buyurdukları mahzurları önlemek suretiyle şöyle bir karar verilebilir. Sair cihetin tetkikine mahal olmaksızın dermeyan edilen müruruzaman hakkında tetkikat yapılmak üzere mahalline göndeririz. Yoksa müruruzamana uğrayan bir davanın esasını asla tetkik edemeyiz. Bunu tetkik etmek demek kabiliyeti infaziyesini kabul demektir.
Ali Himmet; Müruruzaman olmayan işlerden bahsettikten sonra müruruzamana uğrayan işlere geçerek, bu gibi davalar dava müruruzamana uğrayan işlere geçerek, bu gibi davalar dava müruruzamanı değildir. Çünkü bir defa görülen dava bir daha görülemez. Bu dava müruruzamanıdır. Hadisemizde olduğu gibi bir iş zımnında mahkemeye müracaat ederse Temyiz Mahkemesi şahit dinleyemez, tatbikat yapamaz. Buna imkan yoktur. Tetkiki müruruzaman hakkında icra dairesinde sebkedecek iddianın istimaına asla mani değildir. Hali sabıka ircalarda evrak üzerine tetkikat yapılır. Dava müruruzamanları mahkemelerde ve hüküm müruruzamanları da icrada dermeyan edilecek hususattandır. Bendenizce mümüruruzaman iddialarını Temyiz Mahkemesi hiç tetkik etmemek lazımdır. Hükümden sonra müruruzaman olmuş, olmamış bunu Temyiz tetkik edemez. Hakkın sukutu demek tenfiz müruruzamanı demektir.
Şefkati ; Usulün 380 nci maddesini gözönünde tutarak Temyizin bu gibi temyiz taleplerini tetkik etmesi lazımdır.
Cevat; Müruruzaman ibra, eda ve takas gibi deynin sükutu sebeplerindendir. Ve bunlar Borçlar Kanununun ( Deynin sukutu sebepleri ) fashı meyanında zikredilmişlerdir. Çünkü deyni ıskat hususunda aralarında bir fark yoktur.
Nasılki bir hüküm sadır olduktan sonra borcun eda edildiğine dair bir makbuz veya ibra olunduğuna dair bir ibaraname rabt ile temyizi dava eden mahkumunaleyhin bu def'i Temyiz Mahkemesince nazarı dikkate alınmaz ve nazarı itibara alınması icra dairesine bırakılırsa ilamın müruruzamana uğradığı hakkındaki itirazda temyizen nazara alınamaz. Bunların hepsinin illeti müşterekesi bu kabil defilerin, def'üddef'e ve binnetice muhakeme ve mürafaalara ihtiyaç göstermesinden ve Temyiz Mahkemesinin ise bunları tetkik edebilmesine imkan bulamayacağından neşet eder. Binaenaleyh Mahkemei Temyizin hükümden sonra vaki müruruzamanları tetkik edemiyeceği reyindeyim, demeleriyle:
Neticede;
Borçlar Kanununda müruruzaman borçların sukutu sebepleri arasında zikredilmekle beraber mezkur kanunun 125. ve müteakip maddelerinde davaya dahi izafe olunmuştur. Bu noktada müruruzaman tediye, takas ve saire gibi sukut sebeplerine nazaran bir fark arzeder. Şöyle ki, diğer sukut sebepleri yalnız borca taalluk etmekle davanın dinlenmesine mani değilken müruruzaman def'i davanın ve muhakemenin herhangi safhasında dermeyan edilirse evvel beevvel tetkik ve halledilmek ve def'in sıhhati tahakkuk ettiği surette artık esas hakkında muhakemeye ve tetkikata devam olunamayıp davanın düşmüş olduğuna karar verilmek lazım gelir.
Mezkur kanunun 135. maddesinin son fıkrasında borcun bir hüküm ile sabit olması hali bir senette ikrarı halinden farksız olarak beyan edilmesinden de anlaşılacağı üzere dava müruruzamanının kat'i sebeplerinden biri olan hükümle kesilmiş bulunan müruruzaman müddeti her ne olursa olsun hükümden sonra başlayan yeni müruruzaman müddeti daima on sene olmakla beraber bu dahi icraya mahsus olmayıp dava müruruzamanından başka bir şey değildir.
Tevhidi içtihada arzedilen hadiselerde temyiz edilen hükümlerin ilamları taraflara tebliğ edilinceye kadar on sene ve daha ziyade müddet geçmiş olduğu iddiası Temyiz Mahkemesine arzedilmiş bulunmaktadır. Çünkü müruruzaman iddiaya nazaran hükümden sonra vaki olmuştur. Temyiz Mahkemesinin kendisine dermeyan edilen bu müruruzaman defini nazara almayıp hüküm ilamının esasını tetkike girişmesi ve müruruzaman def'inin tetkikini ilamın tasdiki halinde icra dairesine, bozulması takdirinde mahkemeye bırakması kabul edilemez. Çünkü dava müruruzamanı davanın esası hakkında her türlü muhakemeye ve temyizen dahi tetkikat icrasına manidir.
SONUÇ: Temyiz Mahkemesi hüküm ile tebliğ arasında on sene veya daha ziyade bir müddet geçmiş olduğunu öğrenmişken ilamı tasdik yahut esasa müteallik noktalardan nakzedemez. Onun için temyiz dairesi hükümden sonra müruruzaman vaki olduğu yolundaki iddiayı hüküm ile tebliğ tarihlerine göre varit görürse ilamın esası hakkında tetkikata girişmeyip şayet diğer taraftan müruruzamanı kat eden tediye ve saire gibi tahkika muhtaç sebepler ileriye sürülürse bunlar mahkemece tahkik ve tetkik olunmak üzere ilamı bozması lazımdır. ( 11.4.1940 )

T.C.YARGITAY HUKUK GENEL KURULU
Esas No:1987/805
Karar No:1988/445
Tarihi:01.06.1988
DAVA : Taraflar arasındaki davadan dolayı, bozma üzerine direnme yoluyla, ( Kadıköy 2. Asliye hukuk mahkemesi )nden verilen 26.4.1968 gün ve 48-126 sayılı kararın onanmasını kapsayan ve yargıtay hukuk Genel Kurulu'ndan çıkan 7.3.1973 gün, 1969/1-491 esas, 1973/157 karar sayılı ilamını, karar düzeltilmesi yoluyla incelenmesi Mehmet tarafından verilen dilekçe ile istenilmiş olmakla, Hukuk Genel Kurulu'nca; dilekçe, düzeltilmesi istenen ilam ve dosyadaki ilgili bütün kağıtlar okunduktan sonra gereği görüşüldü:
KARAR : Borçlar Kanununun 135/2. maddesi, borcun bir hüküm ile tesbit edilmesi halinde on yıllık zamanaşımının uygulanacağını; İcra ve İflas Kanunun 39/1. maddesi de ilama dayanan takibin, son işlem üzerinden on yıl geçmekle zamanaşımına uğrayacağını öngörmüştür.
Hükmün tefhiminden itibaren on yıl geçtiği halde ilamın taraflara tebliğ edilmemiş bulunması halinde buradaki zamanaşımının konusunda ise 11.4.1940 gün ve 15/70 sayılı İçtihadı Birleştirme Kararı çıkarılmıştır. Bu İçtihadı Birleştirme Kararına göre; az önce belirtilen mürruzaman, dava müruruzamanı olup, mahiyeti itibariyle işten el çekmiş bulunduğundan yerel mahkemede değil Yargıtay'da temyiz sebebi olarak ileri sürülebilecektir. Yargıtay bu temyiz sebebini yerinde görürse yani hüküm ile tebliğ günü arasında on yıl geçmişse kararı esasa girmeden sadece bu yönden bozacaktır. Bu esaslar genel nitelikte olmakla birlikte taşınmaz mallar hakkındaki uyuşmazlıkların özelliğini gözönünde bulundurmak gerekir. Mülkiyet hakkına ilişkin uyuşmazlıklarda, dava zamanaşımının söz konusu olmaması kuraldır. Az önce özetle değinilen İçtihadı Birleştirme Kararında benimsenen esas, orada açıklanan on yıllık sürenin dava zamanaşımı niteliğinde bulunuşudur. O halde karar düzeltme istemine esas kararın ilişkin bulunduğu davanın esası mahiyeti itibariyle zamanaşımına tabi olmadığına göre bunun doğal sonucu 11.4.1940 tarihli İçtihadı Birleştirme kararının olayda uygulanamayacağıdır. Bu nedenlerle ileri sürülen 11.4.1940 tarihli İçtihadı Birleştirme Kararına ilişkin temyiz sebebiyle Usulün 409. maddesine ilişkin temyiz sebeplerinin yerinde olmadığı sonucuna varıldıktan sonra diğer karar düzeltme nedenlerinin incelenmesine geçildi:
Düzeltilmesi istenen Hukuk Genel Kurul ilamında gösterilen gerektirici nedenlere göre, HUMK.nun 440. maddesinde yazılı sebeplerden hiç birisine dayanmayan ve yerinde olmayan karar düzeltme isteğinin reddi gerekir.
SONUÇ : Yukarıda açıklanan nedenle HUMK.nun 440. maddesinde yazılı sebeplerden hiç birisine dayanmayan ve yerinde olmayan karar düzeltme isteğinin REDDİNE, 2790 sayılı Yasanın 2/3. maddesine göre takdiren 5.000 lira para cezasının ve 2.000 lira bakiye harcın düzeltme isteyenden alınmasına, 1.6.1988 gününde oybirliğiyle karar verildi.
mustafakırmızı

28 Aralık 2011 Çarşamba
14:05:31
Öncelikle para alacağı için bir mala (araca) ihtiyati tedbir konulamaz. Ancak ihtiyati haciz konabilir. Bu nedenle daha en başta verilen karar hatalı.
İkinci olarak zamanaşımına uğradığı sabit olan bir ilamdan dolayı tedbirin devam etmesi doğru değil. Zira tedbir hükmün icrasını güvence altına almak amacı ile veriliyor. Zamanaşımına uğramış bir ilamın güvence altına alınmasına gerek yok. Bu olayda başka hatalar da var. Ancak uzun uzun anlatmadan pratik bir yol önereceğim.
Aracın haczini sağlayın ve sattırın. Tedbir kararı aracın aynına ilişkin bir nedenle verilmemiş olduğundan satışında sakınca olmaması gerekir. İİK'nun 100.maddesine göre tedbir kararı hacze iştirak edemeyeceğinden dolayı da tedbiri hukuken ve fiilen etkisiz hale getirebilirsiniz. En azından kişisel düşüncem bu şekilde.

Mustafa Saldırım
mustafasaldırım

18 Şubat 2012 Cumartesi
23:19:21
Görüşünüz :
   


Yargı Dünyası
http://www.yargidunyasi.com.tr/
Copyright © Bu programın Türkiye'deki yayın hakları Yargın Hukuk Yayınları – Aslan ÇEVİK'e aittir. Her hakkı saklıdır. Hiçbir bölümü ve paragrafı kısmen veya tamamen ya da özet halinde çoğaltılamaz. dağıtılamaz. Normal ve yasal alıntılarda kaynak gösterilmesi zorunludur.